Pencere kenarında çayımı içerken dışarıya bakıyorum,
Marketler dolu, ama insanların yüzü boş. Ay sonu artık takvim değil, bir imtihan. Emekli hesabını ekmekle yapıyor, gençler umudu bavula koyup gitmeyi düşünüyor, aileler temel ihtiyaçları bile tartarak alıyor.
Bu tabloya bakınca insanın içi sızlıyor.
Ve tam bu sırada “dış yardımlar”, “büyük harcamalar”, “israf görüntüleri” kulağına çalınınca, kalbin bir yerde duraksıyor.
Elbette yardım etmek güzel.
Ama kendi evinde tencere zor kaynarken komşunun sofrasını donatmanın adı ne olmalı?
Kimseyi suçlamadan, bağırmadan söylüyorum;
Bir ülkenin gerçek gücü, halkının akşam yatağa tok girip girmediğiyle ölçülür.
Bütçe önce bu toprakların çocuklarına, yaşlılarına, çalışanına nefes olmalı. Sonra dünya kapıları çalınmalı.
Çünkü biz öğrendik:
Önce evin içi toparlanır, sonra kapı dışarı açılır.
Bugün insanlarımız geçim derdinde yorulmuşken, yapılması gereken şey çok basit;
İsrafa set çekmek, önceliği halka vermek ve bu ülkenin sofrasında huzuru yeniden kurmak.
Büyük sözler değil, küçük sofralarda adalet istiyoruz.
Atiye Danış
